2.01.2017

31.12.2015


susup bekleyerek yaşlanıyordu
şeylerin uğultusu arasında
içi ağırlaştıkça rüzgara çıkıyor
siliyordu kendini durma
ağrıya ağrıya nara dönüştüğünde
açtılar içinden sözler çıktı
kem sözler, kırıcı davranışların izleri
aldanma gölgesi, ondurmayan bağışlama
"gitmeliyim" çıktı, "dönmemek üzre bir daha"
"artık herkesin yüzüne
bütün düşündüklerimi"
"yalnız olmalıyım" çıktı.
derinlerde sır tutmuş
bir eski sevda.
gülten akın "bir roman kadar uzun bu tümce/ -sonra işte yaşlandım"

3.08.2014

 
meraklı yağmur

 
çok uzak bir ülkede yaşayan yağmur adında bir çocuk varmış. yağmur hayatından çok memnunmuş. yağmur büyüdüğünde öğretmen olmak istiyormuş. çabuk büyümek istiyordu. her şeyi öğrenmek istiyormuş. bunun için çok kitap okuyormuş. sınıf kitaplığındaki bütün kitapları okumuş.

 
okul kitaplığına girmesi yasakmış. çünkü çok küçükmüş. okul kitaplığına girmek için planlar yapmaya başlamış. planında akşam yemeğinden sonra ailesi uyuyunca evden çıkıp okula gitmek varmış. pazartesi günü ödev olmadığı için erken yatmış. akşam annesi babası uyuyunca babasının merdivenini alıp okula gitmiş. hava çok serinmiş ve yağmur yağıyormuş.

 
yağmur çok korkuyormuş. merdivenden çıkıp okula girmiş. anahtarı almış ve hemen kitaplığa gitmiş. kitaplıkta bir sürü kitap varmış. yağmur gözlerine inanamamış. hemen birer birer kitapları okumaya başlamış. tavşanlar neden zıplar? devenin neden hörgücü vardır? baykuşlar neden sabah uyur? insan yiyen bitki hangisidir? piramitler neden üçgendir?

 
deniz niye mavidir? bulutlar neden şekil değiştirir? çiçekler neden güzel kokar ağaçlar neden yeşildir? ahtabotun neden 8 kolu vardır? kelebekler neden 1 gün yaşar? çiçekler neden konuşmaz? erkekler neden etek giymez? rüzgar neden eser? insanlar neden uçamaz?
hepsini öğrenmiş. ama gözleri çok yorulmuş uykuya dalmış.


sabah olmuş. kütüphane görevlisi yağmur’u uyurken bulmuş. annesi ve babası onun için çok endişelenmişler. ilk başta kızmamışlar ama onla konuşmuşlar. müdür olanları öğrenince yağmura çok kızmamış. kitaplara olan sevgisini anlayınva onuda kütüphanede çalıştırmaya karar vermiş. yağmur büyüyünce çok iyi bir öğretmen olmuş. aynı benim öğretmenim gibi.
eylül caan, mayıs 2009


 
ali fotoğrafçılık öğreniyor

 
bir zamanlar ali adında bir çocuk varmış. ali’nin ailesi fakirmiş ama babasının az para kazandığı bir işi varmış. ali tek çocukmuş ama mutluymuş. ali’nin doğum gününde teyzesi ona bir fotoğraf makinesi  almış. ali buna çok sevinmiş.

 
akşam olunca ali yatmış ve bir rüya görmüş. rüyasında ali büyümüş ve çok iyi bir fotografçı olmuş. uyandığında ali büyümüş. evden fotoğraf çekmeye çıkmış. ali çok güzel fotoğraflar çektiği için meşhur olmuş. ali dünyayı dolaşıp tüm ülkelerin fotoğraflarını çekmiş. ali’nin başarısını kıskanan furat ona meydan okumuş. onu fotoğraf yarışmasına davet etmiş.

 
konu mutlulukmuş. ödül ise altından en iyi fotoğrafçı kupasıymış. ali yüzlerce fotoğraf çekmiş. furat ise mutluluğun nerede olduğunu bilmiyormuş. furat parası ile güzel fotoğraf çekenleri işe almış. ali hile yapmadan ağaçları, baharları, kelebekleri, çocukları, yavru kedileri, denizleri, civcivleri ve aileleri çekiyormuş. furat’ın adamları paranın sahip olabileceği herşeyi çekmişler.


bunlar: arabalar, evler,  güzel giysiler, kolye ve bilezikleri çekmişler. yarışma günü geldiğinde herkes fotoğraflarını yarışma komitesine göstermiş. ali 150 tane fotoğraf çekmiş. furat ise 153 fotoğraf çekmiş. komite fotoğrafları incelemiş ve ali’ye birincilik ödülü vermişler. çünkü furat’ın hile yaptığını anlamışlar.
ali demişki: *para herşey değildir. mutluluk kalptedir.
erim caan, mayıs 2009

10.05.2014




Yolları, denizi ve ağaçları seyrettik, arada kızları aradı, güneşe baktık  uzun uzun...
Bir kaza gördük yan yolda, bir tır devrilmiş, dikiz aynasındaki kuzu oyuncak camdan bakıyordu.
Zeytinyağı fabrikasının önünden geçerken kokuyu içimize çektik, camı kapattık, fotoğraf çekti, yel değirmenlerine baktık.
Trafik kontrolde durdurulduk, Güvercinlik’te tekneler, köpekler ve kazlarla rakı molasındayken hava karardı.
Eve geldik, hızlı bir kontrol, televizyon çalışıyor, aygaz tüp var, ocak yanıyor, tuvaletin tavanından kireç dökülmüş, camlar açık, ev havalanmış...
Çayımız rakımız var, ekmeği peyniri yoldan almıştık, kalktık Şehnaz’lara gittik çay içmeye,

hoşgeldik

26.04.2014

yurdunu sevmeliymiş insan
öyle diyor babam
benim yurdum
ikiye bölünmüş ortasından
hangi yarısını

sevmeli insan

neşe yaşin

Dipkarpaz, Kıbrıs / Rizokarpaso, Cyprus

                                                    









http://www.narphotos.net/


27.08.2013

sessiz figan

21.12.2009

Dağdan esen rüzgarla savrulan gelincik
Toprağa kök salmaya çalışan fidan
Hava bizim, toprak bizim, su bizim
Bir anahtarla başladı hikaye

Önce
Bir rüzgar esti dağlara doğru

Daha önce
Bir çocuk sevdi

Sonra
bir kapı kilitlendi

Daha sonra
Bir anahtar açtı kapıyı

Aklın ve kalbin odaları açıldı
Hatırladı unuttuklarını
Sessiz bir figan
Hep çocuk kaldı
Çocuk kadın

31.082011

29.05.2012







çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
yahut bir adam bıçaklasak
yahut sokaklara tükürsek
ama en iyisi çeker giderdik
gider geyikli gecede uyurduk

turgut uyar’ın geyikli gece şiirinden





28.05.2012

Palyaço

i
kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
kaç kilo çekerdi yalnızlık
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının
belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize
kim sevmezdi çiçekleri filan
”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dedi
bunu palyaço söyledi,
palyaço söyledi ben yazdım
yazdım, yazmasam ağlayacaktım
herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
sırf bu yüzden mi ağladım
alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz
biraz birazdım her şeyden
dün biraz sinirlenmiştim mesela
yarın bir kadını seveceğim biraz
biraz biraz kör oldum bügünlerde
ama rakı kadehlerini boşaltmayın
eksilmesin hiçbir şey
hiçbir şeyden dahi olsa
kalsın biraz

ii.
umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sessizce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun
bir palyaço neden yalan söylesin ki
ben palyaço olsaydım söylemezdim
marangoz olsaydım da söylemezdim
ben insan olsaydım yalan söylemezdim!
hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
kaç kilo çeker ki bir palyaço
hem neden yüzüme vuruyorsunuz
bir çirkin ördek yavrusu olduğumu
gocunmam ki ben, ben gocunmam
bir palyaço ne kadar gocunmazsa
o kadar, o kadar gocunmam işte
rakı doldurun! eksilmesin

iii.
bitmedi, yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz
hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik
bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
”duyamadım”, derdim, “tekrar et!”
sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz
hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
hatta kuyruğuma basma diyorum
acıyor, tırmalarım,-
diyorum
kahrol, kahrol!
diyorum

iv.
geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
korktum birden, kusacak gibi oldum
”olur öyle” dedi palyaço,
”herkes alçaktır biraz”
”otur ulan!” dedim, bağırdım ona
ben bazen bağırırım biraz
”rakı doldur!” dedim, “eksilmesin!”
ben bazen eksilirim biraz
aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim
ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim
örneğin;
geçen gün bir kadınla seviştim
biraz değil çok seviştim
ya işte öyle palyaço
diyorum ki,
bunu da yeni öğrendim
sevişmek de eksilmekmiş biraz

v.
kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
”ben sevmezdim” dedim, “yalan”
dedi
bunu palyaço söyledi
palyaço söyledi, ben yazdım
yazmasam, alçak olacaktım
hem ben roman da yazdım biraz
bazen diyorum ki, palyaço,
sen olmasan ben ne yaparım
alçakça eksilirim belki biraz
her yağmur yağışında yerin dibine girerim
hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi
biraz biraz anlıyorum ki,
yüzler eller, o terli vücutlar filan
her şey plastikmiş biraz

vi.
haydi sirtaki yapalım palyaço
rakı doldur, yine eksildik biraz

Turgut Uyar

Biliyorum Sana Giden Yollar Kapalı


biliyorum sana giden yollar kapalı
üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

ne kadar yakından ve arada uçurum;
insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

uyandım uyandım, hep seni düşündüm
yalnız seni, yalnız senin gözlerini

sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım
ben artık adam olmam bu derde düşeli

şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki

tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

raslaşmamak için elimden geleni yaparım
bu böyle pek de kolay değil gerçi...

alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
bunun verdiği mutluluk da az değil ki

çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
yalvarırım onu okuma çarşamba günleri

Cemal Süreya

Yaş Değiştirme Törenine Yetişen Öyle Bir Şiir - Tomris Uyar'a

ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç
yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle
ve yarışırsa ancak monet'nin
kadınlarına yaraşan giysilerinle
gördüm de
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
öyle kısaydı ki adımların
şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
ölçülür ve denk düşerdi ancak
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

yok bir yanıtın "nereye" diyenlere
bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
o bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
hani etiler'den hisar'a insek bile
bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
çok yaşında her zamanki çocuksun gene
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar
mutfağın mutfak olalı böyle
bir adın vardı senin, tomris uyar'dı
adını yenile bu yıl, ama bak tomris uyar olsun gene
ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
oysa güneş pek batmadı senin evinde
söyle
ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.

Edip Cansever

21.05.2012